Applications
 

Title

body
 
hi5 Home
kurandavetcisi :: My Profile (632 views)

What is kurandavetcisi doing now?

Dillerinizin yalan vasfetmesi ile: "Şu helaldir, şu haramdır" demeyin; aksi halde Allah'a iftira etmiş olursunuz. Şüphesiz Allah'a yalan uyduranlar asla kurtulamazlar. (16/116)
More than 1 month ago  ·  Reply »
 
http://kurandavetcisi.hi5.com - Send it to your friends

Birthday

November 1

Location

Turkey

About Me

KUR’ANIM


“ Oku !” diye başladı vahyedilen ilk âyet
Mübarek bir Kadir gecesinde inen rahmet
Gaflette kalanları kurtarıcı hidayet
Karanlıklardan nura çıkaran kur’anım

Ruh’ul Emin’den Muhammed’ül Emin’e indi
Ölülere değil dirilere gönderildi
Kolay anlaşılsın diye misallendirildi
Cehaletten ilime çıkaran kur’anım

Akıl sahipleri alsınlar diye nasihat
Hiçbir sözü değişmeyen mucize beyanat
Allah’ın muhafazasında yüce tebligat
Dalâletten hidayete çıkaran kur’anım

Kıssalardan alınmalıdır nice ders , ibret
Anlaya anlaya okunur , edilir hayret
Hükmedilirse hem huzur olur , hem adalet
Şerden hayra çıkaran kur’anım

Onda yoktur hiçbir çelişki , uydurma , kuşku
Allah’ın tek olduğunu haykıran duyuru
Cehennem azabına karşı ihtar , uyarı
Bâtıldan Hakk’a çıkaran kur’anım

Mü’minlerin kalbi sevinir , titrer , yatışır
Okuduğunda secdeye kapanır , ağlaşır
Kâfire karşı Peygamber onunla savaşır
Küfürden imana çıkaran kur’anım

İnsanların ihtilafına bir açıklama
Şeytandan Allah’a sığınmadan hiç okuma
Uymayanlara Mahşerde olur sorgulama
Hastalıktan şifaya çıkaran kur’anım

Nasıl yaşanacağını öğreten bir rehber
Teslim olursan kalbinde kalmaz hüzün ,keder
Kıyametten , ahiretten bize büyük haber
Felâketten selâmete çıkaran kur’anım

Allah’ı hatırlatıp şeref veren bir zikir
Yaratan , yaşatan kim ise o verir emir
Eskimez hükümleri , uygulanır her devir
Zilletten izzete çıkaran kur’anım .

Hak ile bâtılı ayırmaya yarar Furkan
Sözlerin en güzeli hikmet dolu bir Beyan
İki dünyada felaha erer ona uyan
Şirkten tevhide çıkaran Kur’an’ım

Interests

Onlar yol kesecek ve sen yürüyeceksin. Davan için yürüyeceksin. Ardına bakmadan, davasını satanlara aldırmadan yürüyeceksin. Gerekirse öleceksin; ölsende şehadetinle yürüyeceksin. Çünkü bu dava senin...Sen RABBİNE SÖZ VERDİN...

Favorite Music

1965 yılında, Yoldaki İşaretler'de yer alan düşüncelerinin kendisi için nasıl bir tehdit oluşturduğunu fark eden Abdülnasır'ın emriyle Seyyid Kutub tekrar tutuklandı ve mahkeme sonunda idamına karar verildi.



Hapis ve işkence döneminin yeniden başladığı bu süreçte, Abdünnasır, özür dilediği takdirde Seyyid Kutub'u affedeceğini söylüyordu, hatta bunun için ailesini dahi baskı altına alıyordu ama 60 yaşında olmasına ve türlü işkencelere rağmen, Seyyid Kutub davasından vazgeçmedi ve Nasır'ın teklifine karşı şu tarihi cevabını verdi:

"Eğer Allah kanunu ile mahkum edilmişsem ben Hakk'ın hükmüne razıyım. Eğer batıl kanunlarla mahkum olmuşsam ondan çok daha üstün bir düşünceye sahip olduğum için batıldan ve münafıklardan merhamet dilemem. Allah'a şükürler olsun ki on beş sene cihad ettikten sonra bu mertebeye ulaştım. Ben Allah yolunda yaptığım iş için asla özür dilemem. Namazda Allah'ın birliğine şehadet eden parmağım asla bir tağutun hükmünü onaylayan tek bir harf bile yazmayacaktır."
 

Favorite Books

kendisinde ŞÜPHE olmayan ,sakınanlara YOL GÖSTEREN,ÖĞÜT veren,toplum ve fertteki şirk hastalıklarına ŞİFA olan,inanlara RAHMET ve HİDAYET olan,hakkı batıldan ayımada bir ölüçü (FURKAN)olan,HAK olan,şirk karanlığı içinde kalanlara NUR,BURAN(delil)olan,insanlar için bir ZİKİR(hatırlatma ve öğüt)olan,NİMET olan,müphemlik kalmayacak şekilde beyan edilmiş olan,kendi kendini tefsir eden,DİRİ olanları uyarmak olan,müslümanların kendilerine tutundukları müddetçe fırkalaşmalarını önleyen, onları birarada tutan ALLAH’IN İPİ olan tek sorumlu tutulacağımız kitap olan KUR'AN'I KERİM(MÜBİN)'dir
 

Favorite Quote

Seyyid Kutub bu görüşünü cahiliyeye yüklediği anlamı temellendirerek şöyle savunuyordu: 'İnançta, ibadette, yasama ve yürütmeyle ilgili düzenlemelerde yalnızca Allah'a kulluk etme temeline dayanmayan her toplum cahiliye toplumudur. İnsanların kulla kulluk zilletinden kurtulup, yalnızca Allah'a kulluk etme izzetine kavuştuğu tek örnek toplum tipi ise İslam toplumu'dur.'
 
 

Comments

View All Entries

Leave a comment for kurandavetcisi

Oct 26 9:29 AM
 
Reziller görevlerini yapıyorlar..
Peki ya bizler? Adı müslüman olan bizler..
Lafı gelince mangalda kül bırakmayan bizler, üzerimize sanki ölü toprağı
serpilmiş..
Bizler vazifemizi yapamasakta sen yine de üzülme


Ümitvar ol..
BACIM..
Unutma! tez geçer zulmün ezası. Sabretmeyi bileceksin tamam mı?
Çevirmez ahını ALLAH öksüzün Pek basittir, devrilmesi köksüzün Her kim
olsa haksızlığı haksızın Suratına çalacaksın tamam mı?



Yolunuz her zaman ALLAH yoludur! Bu öyle bir çileki, kökü şehid kanıdır!
Hak haklının en mukaddes malıdır. Vermezlerse alacaksın tamam mı?


Yalana hayır, bu gerçeğe evet Mücadeleden yılma, kalsanda tek fert
Birde ötesi var, buranın elbet, Nasıl olsa güleceksin... güleceksin...
Güleceksin tamam mı?
 
Oct 22 5:34 AM
 
BANA SORAN OLDU MU?



“ Dünya bir imtihan salonudur. İnsan ise sınanmaktadır, diyorsunuz. ALLAH bana sormadan karar vermiş ve beni yaratmış. Belki de ben , var olmak istemeyecektim... Buna ne dersin ?”
“ Önce bir soru sormak istiyorum .. ALLAH’a inanıyor musun?”
“İnanmıyorum!”
“ Öyle ise bu soruyu sormaya hakkın yok.”
“Neden?”
“ Çünkü iman etmeyen bir kimse inanmadığı birinin kendisini dünyaya getirdiğine ve imtihan ettiğine de inanmaz , inanmamalı. Mantık bunu gerektirir. Aksi halde çelişkiye düşmüş olur. Sana doğrudan sual konusunu anlatmaya çalışmak abesle iştigaldir. Önce ALLAH’a iman meselesini konuşmamız gerekir. Kabul edersin veya etmezsin, bu sana kalmış.”
“ Ya, ALLAH’a ve onun beni imtihan için yarattığına inanıyor, ama yinede bu soruyu soruyorsam?...”
“ O zaman bu sorudan yaratıcının hükmüne razı olmamak gibi bir isyan manası çıkar.”
“ Evet, diyelim ki ben inananlardanım , ama yinede soruyorum. Bana niçin var olmak istiyor musun diye sorulmadı?”
“ Sana bu soru sorulamazdı, çünkü henüz sen yoktun. Olmayan birine soru sorulamaz. Yok olan var olamaz ki soru sorulabilsin. Yokluktakinin ne aklı vardır anlayacak, ne duyguları vardır hissedecek , ne de dili vardır söyleyecek.”
“ Soru sormak için yaratabilirdi...”
“ Evet, yaratabilirdi ve sen var olurdun. O zaman , yaratmış olduğu bir varlığa , “ Seni yaratmamı ister misin “diye sormanın hiçbir anlamı olmazdı. Zaten yaratmış ve sende var olmuşsun, niçin sorsun , bu aşamadan sonra sormanın ne anlamı olur.”
“Benim fikrimi almadan var etmesi haksızlık değil mi?”
“ Sen yoktun ki hakkın var olabilsin. Olmayan birinin hakkı da olamaz. Düşünsene sen ancak var olduktan sonra “ sen” oldun da “ benim hakkım diyebiliyorsun. Kaldı ki var olmak en büyük nimetlerdendir. Bunu niçin anlamak istemiyorsun’ Bütün iyilikler ve güzellikler varlıktan gelir. Bütün çirkinlikler ve kötülükler yokluktandır. Zenginlik varlıktır, fakirlik yokluk; malı olmayana fakir denir, olana değil. Sıhhat varlıktır, hastalık yokluk, yani sıhhatin yokluğu. Afiyet varlıktandır, musibet yokluktan, yani afiyetin yokluğundan. Bu örnekleri uzatmak mümkün...”
“ Bana imtihan sonunda cehenneme gideceğim söylenseydi, ben hemen o anda yok olmak isterdim...”
“ Sana cehenneme gideceğin söylenemezdi, çünkü bu durumda imtihanın anlamı kalmazdı. Sınıfta kalacağını kesin bilen bir öğrenci sınava bile girmek istemez. Nitekim şimdi de hiç kimse cennete mi , cehenneme mi gideceğini bilmiyor.
Seni dünyaya gelişine pişman eden ne. Sahip oldukların mı? Başına gelen belalar , musibetler ve hastalıklar mı. Bunların hepsi gelip geçicidir. Böyle olmasa bile dünya hayatı sayılı günlerden ibaret olduğu için , ondaki kötü hallerde geçip gidecektir. Hem de bu dünyada iyilikler asıl, kötülükler ve çirkinlikler ayrıntıdır. Niçin hep yok olanlara , sana gelen kötülüklere ve çirkinliklere bakıp duruyorsun, birde sahip olduğun güzelliklere bak. Varlık , hayat, insanlık gibi büyük nimetleri tattın. Gerçi sahip olmadığın güzellikler de var, bir de senin olanlara baksana!
Şunu da düşün ki, sana gelen ve hoşuna gitmeyen haller senin itirazınla yok olacak değiller. Bu isyanınla yok olacak bir tek şey var, oda senin imanındır. Yani sana ebedi saadet kapısını açacak olan anahtarın.
Seni isyana ve itiraza sevk eden sebeplerden biri de şu; Günahlara dalmışsın, bu dünyada ilahi emirlere tabi olmak istemiyorsun, nefsinin arzuları peşinde koşmak istiyorsun, ama cehennem azabından da korkuyor, onu her fırsatta hatırlıyor, acı çekiyorsun.
ALLAH ile savaşacağına nefsinle savaş, onu ıslah etmeye çalış. Tövbe kapısı her zaman açık, oradan girmeye ne mani var? Tövbe suyuyla yıkanda temizlerden ol, günahlarla zaten kirlenmişsin , birde isyana bulaşıp iyice kararma! Evet bu dünyaya isteyerek gelmedin , isteyerekte gitmeyeceksin. Getiren getirmiş götüren götürüyor. Gitmek istemeyince burada kalacak değilsin. Şu halde seni yaratanın iradesine tabi ol. İman et ve rahatla. Başka çıkış yolun yok , tek gerçek bu anlıyor musun?! “
 
Oct 21 9:15 AM
 
AYAKKABICI,

yeni getirdiği malları vitrine yerleştirirken,
sokaktaki bir çocuk onu izlemekteydi. Okullar kapanmak üzere olduğundan, spor
ayakkabılara rağbet fazlaydı. Gerçi mallar lüks sayılmazdı ama,
küçük bir dükkan için yeterliydi. Onların en güzelini ön tarafa
koyunca,çocuk vitrine doğru biraz daha yaklaştı. Fakat bir koltuk değneği
kullanmaktaydı. Hem de güçlükle..
Adam ona bir kez daha göz attı. Üstündeki pantolonun sol kısmı,
dizinin alt kısmından sonra boştu. Bu yüzden de sağa sola uçuşuyordu.
Çocuğun baktığı ayakkabılar, sanki onu kendinden geçirmişti. Bir
müddet öyle durdu. Daldığı hülyadan çıkıp yola koyulduğunda, adam
dükkandan dışarı fırlayıp:
- Küçükk!. diye seslendi. Ayakkabı almayı düşündün mü? Bu seneki
modeller bir harika!.
Çocuk, ona dönerek:
- Gerçekten çok güzeller!. diye tebessüm etti. Ama benim bir
bacağım doğuştan eksik.
- Bence önemli değil!. diye, atıldı adam. Bu dünyada her şeyiyle
tam insan yok ki!. Kiminin eli eksik, kiminin de bacağı. Kiminin de aklı
ya da imânı.
Küçük çocuk, bir şey söylemiyordu. Adam ise konuşmayı sürdürdü:
- Keşke imanımız eksik olacağına, ayaklarımız eksik olsa idi.
Çocuğun kafası iyice karışmıştı. Bu sefer adama doğru yaklaşıp:
Anlayamadım!. dedi. Neden öyle olsun ki?
- Çok basit!. dedi, adam. Eğer imanımız yoksa, cennete giremeyiz.
Ama ayaklar yoksa, problem değil. Zaten orda tüm eksikler
tamamlanacak.Hatta sakat insanlar, sağlamlara oranla, daha fazla mükafat
görecekler... Küçük çocuk, bir kez daha tebessüm etti. O güne kadar
çektiği
acılar, hafiflemiş gibiydi. Adam, vitrine işaret ederek:
- Baktığın ayakkabı, sana yakışır!. dedi. Denemek ister misin?
Çocuk, başını yanlara sallayıp:
- Üzerinde 30 lira yazıyor, dedi. Almam mümkün değil ki!.
İndirim sezonunu, senin için biraz öne alırım!. dedi adam. Bu
durumda 20 liraya düşer. Zaten sen bir tekini alacaksın, o da 10 lira
eder. Çocuk biraz düşünüp:
- Ayakkabının diğer teki işe yaramaz!. dedi. Onu kim alacak ki?
- Amma yaptın ha!. diye güldü adam. Onu da, sağ ayağı eksik olan
bir çocuğa satarım.
Küçük çocuğun aklı, bu sözlere yatmıştı. Adam, devam ederek:
- Üstelik de öğrencisin değil mi? diye sordu.
İkiye gidiyorum!. diye atıldı çocuk. Üçe geçtim sayılır.
- Tamam işte!. dedi adam. 5 Lira da öğrenci indirimi yapsak, geri
kalır 5 lira. O da zaten pazarlık payı olur. Bu durumda ayakkabı senindir,
sattım gitti!.
Ayakkabıcı, çocuğun şaşkın bakışları arasında dükkana girdi.
İçerdeki raflar, onun beğendiği modelin aynısıyla doluydu. Ama adam,
vitrinde olanı çıkarttı. Bir tabure alıp döndükten sonra, çocuğu oturtup
yeni ayakkabısını giydirdi. Ve çıkarttığı eskiyi göstererek
- Benim satış işlemim bitti!. dedi. Sen de bana, bunu satsan memnun olurum.
- Şaka mı yapıyorsunuz? diye kekeledi çocuk. Onun tabanı delinmek
üzere.Eski bir ayakkabı, para eder mi?
- Sen çok câhil kalmışsın be arkadaş.. dedi, adam. Antika
eşyalardan haberin yok her halde. Bir antika ne kadar eski ise, o kadar
para tutar.Bu yüzden ayakkabın, bence en az 30- 40 lira eder.
Küçük çocuk, art arda yaşadığı şokları, üzerinden atabilmiş
değildi.Mutlaka bir rüyada olmalıydı. Hem de hayatındaki en güzel rüya.
Adamın, heyecandan terleyen avuçlarına sıkıştırdığı kağıt paralara
gözgezdirdikten sonra, 10 liralık banknotu geri vererek:
- Bana göre 20 lira yeterli.. dedi. İndirim mevsimini başlattınız
ya!..
Adam onu kıramayıp parayı aldı. Ve bu arada yanağına bir öpücük
kondurdu.
Her nedense içi içine sığmıyordu. Eğer bütün mallarını bir günde
satsa, böyle bir mutluluğu bulamazdı.
Çocuk, yavaşça yerinden doğruldu. Sanki koltuk değneğine ihtiyaç
duymuyordu. Sımsıcak bir tebessümle teşekkür edip:
- Babam haklıymış!. dedi. "Sakat olduğum için, üzülmeme hiç gerek
yok!." demişti.
 
Oct 20 12:19 PM
 
NEDEN NAMAZ KILMIYORSUN

Neden namaz kılmıyorsun???
namaz kılmamak için bir sebebin mi var yoksa?
ne olabilir ki namazdan önemli olan sebep???
dur ben tahmin edeyim:
namaz kılacak vaktin yok değil mi?
ama onların da yoktu...

ya bedir savaşına ne demeli:
savaş hiç durulmuyordu aksine gittikçe kızgınlaşıyordu, bu arada ikindi vakti çıkmak üzereydi, ama kılacak zamanda yoktu karşında en az on katın düşma vardı.
kenara çekilipte namaza duramazdın, yada namazı kılmıyacaksın di mi ben ce en kolayı bu...
ya onlar ne yaptı Peygamberimiz S.A.V 300 kişilik ordusun ikiye ayırdı yarısı geriye çekildi diğer yarısıdaha ileri atıldı ve daha bir kuvvetle savaştı,
ve geriye çekilenler Peygamberimizin imamlığında namazı kıldılar, bitince de digerleri ile yerdeğiştirip onlar savaşmaya başladı diğerleri geri çekilip yine Peygamberimizin imamlığında namazı eda ettiler...
sence onların zamanı varmıydı
 
Oct 19 1:25 PM
 
MELEKLERİN SEYRETTİĞİ NAMAZ

Meleklerin seyrettiği bir namaz kılmak ister misiniz? O halde sabah namazını kaçırmayın. Düşünün, tekbir alıyorsunuz, melekler şahit, rûkua gidiyorsunuz melekler şahit, secde anındasınız yine melekler şahit.

Sabah namazını ne sıklıkla kılarsınız? Hiç kaçırmamaya mı dikkat edersiniz yoksa arada bir kılmaya mı çalışırsınız? Şayet gönlü ötelere açık kullardansanız harika, yok eğer dikkatli değilseniz sabah namazını kılma hususunda, gelin, nimetten faydalanma adına, beraberce Yüce kitabımıza kulak verelim: “Güneşin batıya kaymasından, gecenin karanlığına kadar, belli vakitlerde namaz kıl, özellikle de sabah namazını. Çünkü sabah namazında gece ve gündüz melekleri hazır bulunur (şahit olurlar). (İsra Sûresi, 7

Acaba Rabbimiz sabah namazına neden bu kadar önem veriyor? Çünkü, kalbin ulvî olan her güzelliğe açık olduğu en huzurlu vakittir bu vakit. Çünkü, başlanacak olan yoğun ve yeni bir güne hazırlanmanın en doğru ve bereketli olduğu vakittir bu vakit. Çünkü tefekkür için en uygun vakittir bu vakit. Farkına varabilenler için, cennet soluklarının, kalbin derinliklerine kadar nefeslendiği vakittir bu vakit.

İnsan bazen taltif görmek ister ya hani. Yaptıklarının, sevdikleri tarafından görülmesini ister. İşte Yüce Allah (cc), kullarına çok büyük bir taltif yapıyor ve o nurdan meleklerini, ibadetimize şahit tutuyor. Düşünün, tekbir alıyorsunuz, melekler şahit, rûkua gidiyorsunuz melekler şahit, secde anındasınız yine melekler şahit. Zikrediyorsunuz Rabbinizi, salatü selamlar gönderiyorsunuz Peygamberinize ve yine melekler yanınızda hazır ve şahit.

Gelin dostlar! Sabah namazlarını eğer kılıyorsanız, bu ayeti hatırlayarak, seher vakitlerini daha bir bilinçli idrak edelim. Eğer ki, ihmal ediyorsanız, bugünden tezi yok, beynimizi ve kalbimizi ‘Sabah Namazı Vakti’ne ayarlayalım. Sahi insan ömründe kaç kere sabah namazı kılar ki? Bu bilinmez belki; ama bilinen tek gerçek var ki, o vakitte Allah, meleklerini namaz kılan kulunun yanında hazır tutuyor. Haydi kalkın kaçırılmaması gerekli olan sabah namazına ve hissedin o nurdan varlıkları, sağınızda yada solunuzdadır belki kim bilir, dikkatli davranın o halde...
 
Oct 19 8:00 AM
 
Namazdan Kurtulmanın Yolları
________________________________________
Bütün ibadetlerine yerine getirmeye çalışan bir adam varmış.Orucunu tutar,zekatını verir,insanlara yardım elini uzatmaktan hiç geri kalmazmış.Yalnız bu adamın bir kusuru varmış:



Namaz kılmak ona çok ağır gelirmiş,üşenirmiş.Bir gün varmış gitmiş çok büyük bir hocanın yanına.

Demiş ki:

Hocam ne yap et beni şu namazdan kurtar.Namaz kılmamak için ne yapmam gerekse söyle yapayım.Yeter ki şu namazdan kurtulayım demiş.



Hoca:

Ya evlat ben hiçbir yerde ne duydum ne işittim bu namazdan kurtuluş yok,borcun kılacaksın demiş.


Adam yalvarmış bul hocam diye.Hoca müddet istemiş adam gitmiş.



Aradan haftalar geçmiş,adam gelmiş:

Buldun mu hocam demiş,kurtulacak mıyım?



Hoca:Buldum evladım eğer şu 5 şarttan biri sana uyuyorsa NAMAZ dan mesul değilsin:



1:ÖLÜ İSEN

2:DELİ İSEN

3:ÇOCUK İSEN

4:HAYVAN İSEN

5:KAFİR İSEN tercih senin...
 
Oct 18 9:20 AM
 
Ölümü Öldür de Gel...
EVET, ZOR... Kabul ediyorum... Kim dedi ki, kolay diye... Bana “Sözler” kitabındaki bir örnek öyküyü hatırlattın... Sana kısaca anlatmalıyım...
Bir asker hayal et... Savaş meydanında... İki yanında iki derin yara var... Arkasında büyük bir aslan... Pençesini kaldırmış, her an vurabilir... Önünde bir idam sehpası, sevdiklerini asıp öldürüyorlar... Biliyor, sıra kendisine de gelecek... Bir yandan da yolculuk etmek zorunda, uzun bir yola gidiyor ister istemez... O çaresiz adam, korku içinde beklerken bir nurani adam geliyor... Diyor:
“Ümidini kesme... Sana iki tılsım öğreteceğim, güzelce kullanırsan arkandaki aslan senin emrinde bir at olur, biner gidersin... O idam sehpası da hoş bir salıncağa döner... Biner, keyif edersin... Bir de, sana iki ilaç vereceğim... Kullanırsan yaraların güzel kokulu güllere döner... Sana bir de bilet... Onunla, bir yıllık yolu bir günde gidersin, tıpkı uçar gibi... İnanmıyorsan bir dene, anlarsın...” Asker, bir parça denedi... Hak verdi o hayırlı adama...
Sonra sol tarafından başka biri çıkageldi... Şeytan gibi aldatıcı, sinsi, ayyaş bir adam... Yanında içkiler, süslü suretler, çekici görüntüler, ayartıcı fanteziler... Ona dedi:
“Arkadaş! Bizimle gel... Yiyelim, içelim, şu hoş şarkıları dinleyelim, çılgınca dans edelim... Gülelim, eğlenelim, kam alalım dünyadan...”
Baktı, askerin dudakları kıpırdıyor...
“Ne okuyorsun?” dedi.
“Bir tılsım” dedi asker.
“Bırak şu anlaşılmaz işi, keyfimizi bozmayalım...”
“Elindeki ne?”
“Bir ilaç.”
“At gitsin... Neyin var... Eğlenme zamanıdır...”
“Elindeki kâğıt ne?”
“Bir bilet... Yolculuk sırasında yayan ve aç kalmamak için...”
“Yırt gitsin! Şu güzel günde yolculuk nemize gerek!”
Buna benzer aldatıcı sözlerle onu kandırmaya çalıştı... O da ona aldanıp gidecekti ki, sağ tarafından gök gürültüsü gibi bir ses geldi:
“Sakın aldanma! O aldatan sersem herife de ki: Önce arkamdaki aslanı öldür... Önümdeki idam sehpasını kaldır... Bana acı veren yaralarımı tedavi et... Zorunlu yolculuğumu bitir... O zaman de, gel keyif sürelim... Yoksa sus! Ben, o Hızır gibi hayırlı adamı dinlemek istiyorum...”
Nasıl, güzel mi öykü... Bizim hayatımız aslında... O asker sensin... Yani insan... Aslan ise, eceldir... Her an gelebilir... İdam sehpası ise, ayrılıktır, ölümdür... Geceler gündüzleri izlerken sevdiklerin de gider bir bir... Sıra sana da gelecek... İki yara ise, sendeki acizlik ve fakirlik... Elin ermez, gücün yetmez... Neyin varsa emanet, senin hiçbir şeyin yok... Verilmiş, alınacak... İstersin, ama yaratamazsın... Yolculuk ise, ruhlar âleminde başlar... Dünyadan, çocukluktan, ihtiyarlıktan geçer... Sonra kabir, berzah, haşir, sırat, ahiret... Zamanı durduramazsın... Gitmek zorundasın...
İki tılsım ise, Allah’a iman, ahirete iman... İmanı olana ölüm güzel gelir... İnsanı cennete götüren, sevdiklerine kavuşturan bir binek olur... Ölümün hakikatini bilenler ölümü sevmişler, daha ölüm gelmeden ölmek istemişler... Zamanın geçmesi olgun mümini korkutmaz... Yalnız ayrılık görmez o... Sinema makinesi gibi dönen dünya yeni manzaralar gösterir ona... Güzellikler tazelenir... Keyif veren sahneler birbirini izler... Gidenler yok olmadılar, bilir... Yerine gelen var... Çünkü yapan, yaratan bakidir, kalımlıdır, yine yaratır...
Öbür ilaç ise... Biri, sabır ile Allaha tevekkül etmek... Elinden geleni yaptıktan sonra sonsuz merhamet sahibine güvenmek, dayanmak... Tıpkı annesine koşan bir bebek gibi, Allahın rahmet kucağına sığınmak... İkinci ilaç, verilen nimetlere şükürdür... Çalışmasının sonucuna kanaat ederek Allahtan istemek... Yalnız ona minnet duymak... Allaha karşı kendini sonsuz fakir hissetmek...
Kaldı bilet... O bilet ise, başta namazdır... Sonra öbür buyruklar... Bir de, büyük günahlardan uzak durmak... Kuran’ın dediklerini yapmak ebediyete giden yolda bize lazım... Işıktır, azıktır, binektir onlar...
Şimdi düşün! Beş vakit namazı kılmak pek kolay... Yedi günahı terk etmek gayet hafif... Ya sonuçları... Neticesi, meyvesi, faydası... Sana sonsuza kadar lazım...
 
Oct 17 1:17 PM
 
BİR ASKER ,NAMAZ KILAN BİR ASKERE SORDU

Bir asker, namaz kılan (en zor şartlarda bile terk etmeyen) diğer askere sordu:

-Arkadaş hangi asırda yaşıyoruz ? Niçin kendini zahmete sokup her gün 5 defa namaz kılıyorsun?

Namaz kılan asker, tam o sırada uzaktan görünen teğmeni gösterdi:

-bu insan; niçin yanından geçerken toplanıyor, selam veriyor ve bütün emirlerine itaat ediyorsun. 'yat' dese yatıyor, 'kalk' dese kalkıyorsun! O da senin gibi bir insan değil mi?'

Diğer asker cevap verdi:

-Evet! O da benim gibi bir insan ama rütbesi var,omuzun da yıldız var!

Namaz kılan askerin cevabı müthişti:

-Ya hu sen omuzun da bir tane yıldız var diye senin gibi bir insana itaat ediyorsun da, ben yerdeki kumlar adedince yıldızları olan ve hepsini tespih tanesi gibi kudret eliyle çeviren YARADANA niçin itaat etmeyeyim? Niçin namaz kılıp emrini yerine getirmeyeyim
 
Oct 16 11:58 AM
 
HAŞİR MEYDANI
Haşir meydanındaki insanlar, ebed ülkesine uçmak için sabırsızlanıyordu.
Peygamberler, şehitler ve büyük veliler için herhangi bir problem yoktu.
Ancak diğerleri, "Elli bin sene sürer" denilen bu yolu, dünyadaki
hayatlarının karşılığı olan bir vasıta ile aşmak durumundaydı. Her insan,
sevap ve günahlarını ortaya döküp ince hesaplar yaparken, sermayeleri
yetmeyen bazı gençler bir araya geldi ve kendilerine gözcülük eden meleğe
başvurarak:

— Bizler, dünyada iken meşhur bir yarışmaya katılmış ve ellerimizi günler
boyu süren bir sabırla lüks arabaların üzerinden çekmeyerek onları
kazanmıştık, dedi. Bu gayretimize karşılık o arabaların verilmesini istiyor
ve bu zorlu yolu onlarla aşmayı planlıyoruz.

Melek, yarışmanın detayını öğrendikten sonra:

— Yanlış şeye dokunmuşsunuz, dedi. Sizin arabanız, o yolda gitmez.

Gençler, biraz ilerideki insanları göstererek:

— Şuradaki insanların da bir şeylere dokunduğu söyleniyor, diye itiraz etti.
Ama şimdi Cennet’e uçuyorlar.

— Evet!.. dedi, melek. Onlar da dokundular. Hem de günde sadece bir saatçik.

— Bir saat mi?..diye atıldı gençler. Oysa bizler günler boyu çekmedik
elimizi. Uyumadık, aç kaldık, nerdeyse ölüyorduk. Peki onlar nelere
dokundular?

— Seccadeye, dedi melek. Küçük bir seccadeye. Şimdi ise onlarla
 
Oct 15 1:41 PM
 
MEDİNENİN GÜLÜ

Anladım yine her şey yâdımdan silindi
Hayalin gönlümün tepelerinde gezindi
Bu bir serap olsa da hafakanlarım dindi
Andım yine Seni her şey yadımdan silindi

Anlasam vuslata ne zaman ferman gelecek
Hicranla yanan gönlüm durmadan inleyecek
İnleyip en taze hislerle hep bekleyecek
Anlasam vuslata ne zaman ferman gelecek

Keşke hep aşkınla oturup aşkınla kalksam
Ruhlar gibi yükselip de ufkunda dolaşsam
Bir yolunu bulup gönlünden içeri aksam
Keşke hep aşkınla oturup aşkınla kalksam
Kalbim bir güvercin gibi titrerken adından

Ey kupkuru çölleri cennete çeviren Gül
Gel o bayıltan renklerinle gönlüme dökül
Vaktidir ağlayan gözlerimi içine gül
Ey kupkuru çölleri Cennet’e çeviren Gül

Mecnun gibi arkanda koşan kulun olayım
Bir kor saç içime ocaklar gibi yanayım
Sensiz geçen bu acı rüyadan kurtulayım
Mecnun gibi arkanda koşan kulun olayım

Son demde hiç olmazsa gurubum tulû olsun
Gönlün ufkunun en taze renkleriyle dolsun
Her yanda tamburlar çalınsın neyler duyulsun
Ne olur hiç olmazsa gurubum tulû olsun

Aklım uzakta kaldığı günleri saymakta
Ruhuma sisli – dumanlı bir kasvet yaymakta
Göster çehreni ki, Güneş guruba kaymakta
Aklım uzaklarda kaldığı günleri saymakta
 
Oct 12 2:06 PM
 
GEL
Gözlerimiz yollarda tükendik artık bil
Ruhumuzu kaplayan ye’si artık sil
Yanaşacak ne bir liman kaldı ne de bir sahil
Kıyılara vuran yakamozla gel
Bir haber ver ne olur, nerelerdesin
Göklerde misin yerlerde misin
Dönülmez bir uzun seferde misin
Sonbaharda düşen yapraklarla gel
Ufkumuz hep sensiz karanlık kaldı
Ümitler yıkıldı beşer ye’se kapıldı
Güneşlerimiz söndü yıldızlar kaydı
Tan yeri ağarırken güneşlerle gel
Topraklar çatladı; tomurcuk düştü
Tohumlar kimsesiz, belalar üşüştü
Yetimiz bilesin, kaldık diz üstü
Nisanlarda yağan yağmurlarla gel
Bülbüller sustular; güller hep soldu
Senden kalan bahçeye baykuşlar doldu
Sevenlerinin ne evi kaldı ne yurdu
Çiçeklerin üstünde lalelerle gel
Keremler hep öldü, aslılar yasta
Ferhatlar kayıptır, Şirinler hasta
Mecnunlar avare, Leylalar gamda
Sevgiliden gelen buselerle gel
Bu uzun kabusun sonu var elbet
Karabasanlarımızı rahata kalbet
Gün doğmak üzere az daha sabret
Sonu olmayan hülyalarla gel
Sana söylenecek birkaç dilek var
İstemiyoruz ne dünya ne yar
Bizlerle olursan en büyük bir kar
Bir fecir zamanı dualarla gel
 
Oct 11 4:10 PM
 
ELİNDEN YA RASULULLAH

Abesiyet tabutunda ölüydü bütün âlem.
Ab-ı hayat nuş etti elinden Ya Rasulullah.
Kara delikler yıldız, yutmada her dem.
Güneşler taç giydi elinden Ya Rasulullah.

Bilinmezdi güneş niye doğar niye batar.
Gökler niye kükrer, yağmur niye yağar.
Bülbüller ne söyler, güller kime açar.
Eşya bir kitap oldu elinden Ya Rasulullah.

Karışmıştı birbirine, haklı ile haksız.
Zayıflar köleydi, kaviler de âmansız.
Zihinler bulanıktı, gönüller sevdasız.
Hak, batıl fark oldu elinden Ya Rasulullah.

Fazilet prangalardaydı, rezalet tahtta.
Kölelik tedavüldeydi, hürriyet lafta.
Sadakat nazlı rüyada, aldatma ilk safta.
Kalpler şifayap oldu elinden Ya Rasulullah.

Elinde Kur’an, tercümanı âli şanı Sensin.
Kâinat bahçesinin andelib-i zişanı Sensin.
Rahmeten lil âlemin, hem bürhanı Sensin.
Felaha erdik kutlu elinden Ya Rasulullah.

Dudak yalatır, ne tatlı söz Muhammed dile.
Kapında kölelik dilenir, sultanlar bile.
Şeyda bülbül kaside-i bürdeyi okur güle.
Müjde getirir ebed ilinden Ya Rasulullah.

Yiğitlerin kapında boynu tasmalı bende.
Nice çözülmez dertlerin dermanı Sende.
N’olur içip kananlar gibi içeyim bende.
Yudum yudum kevserinden Ya Rasulullah.

Nazar et hal-i perişanımıza Sultanı rusul.
Kaldır hicabını, doğ ruhumuza usul usul.
Gayri yetiş imdadımıza, ötelerden süzül.
Kalpler cezbolsun cemalinden Ya Rasulullah.

Senin aşkınla sahralarda yanıp gezeyim.
Kavururken güneş serin ravzana gireyim.
Ne sarıda, ne pembede benim gözlerim,
Ayrılmaz kubbenin yeşilinden Ya Rasulullah.

Geç de olsa, Sana geldik, Gül Sultan medet.
Çok üzdük Seni, merhametiyle meşhur affet.
Yevmüddinde sağ elimize verilsin berât,
Senin muciznüma elinden Ya Rasulullah
 
Aug 17 11:13 AM
 
Hoşgeldin

Hayat alabildiğine esrarengiz bir serüvendir güvenli bir limana ulaşmaya çabalarken geçirdiğimiz. Gökkuşağından daha canlı ve renkli. Ne yoruldum deyip durabilirsin ne de geldim deyip inebilirsin.

Bir tek dostlarındır kazandığın baş döndüren bir hızla ilerleyen zamanda. Bazen kara bulutlar kaplar o masmavi dünyanı. Karamsarlık vakti değildir, hemen toparlamalısın alabora olmuş geminin parçalarını. Kırmalısın hayat dümenini yeni umutlara, gençsin, yorulmamalısın mücadeleden. Bazen tam bitti derken başlar yeni umutlar, köpürür yine o sütliman deniz.

Kalbin yeni yeni heyecanlarla çarparken mutluluğu bütün kalbinle yaşarsın. Sakın ola ki kaçırma bu fırsatı. Gereksiz üzüntülerle, kuruntularla karatma kalbini, yeşert artık bütün solmuş umutlarını. Hayat gülen yüzüyle bakarken sana sen de aç kollarını olabildiğince deli esen rüzgarlara. Bil ki heyecan ancak harekettedir, paylaşımdadır. Silk üstündeki bütün küskünlüklerini, kopar eskiyle, hüzünle olan bütün bağlarını. Ve de ki "Hoşgeldin Hayat"..........
 
Aug 14 2:14 PM
 
سْــــــــــــــــــــــمِ اﷲِارَّحْمَنِ ارَّحِي:

Allah, kimi hidayete erdirmek isterse, onun göğsünü İslam'a açar; kimi saptırmak isterse, onun göğsünü, sanki göğe yükseliyormuş gibi dar ve sıkıntılı kılar. Allah, iman etmeyenlerin üstüne işte böyle pislik çökertir.


[En'am 125]

* * *

Cuma günü, bana çok salavat getirin. Çünkü Cuma günü, şahitlerin hazır olduğu bir gündür. Yani o günde melekler, (ibadet edenlerin yanında) hazır bulunurlar. Sizden biriniz bana salavat getirdiğinde, (bitirinceye kadar) salavatı melekler tarafından bana sunulur...

* * *

Bugün bayram

Bugün dügün
gün cuma

Vakti serifleriniz

Ahiri ve akıbeti hayr ola

Gününüz aydın

Ömrünüz bereketli

Sevginiz sevgimiz daim olsun

Selametle kalın

Selam ve dua ile Mevlama Emanet olun

Lâ havle vela kuvvete illa billah / La- Tahzen / İnne maal usri yüsran.
 
Aug 14 10:27 AM
 
Zakiri nar mı yakar
Enhar-ı tevhid akar
Melekler Arştan bakar
Derviş Allah dedikçe

Arşa düşer velvele
Ferşe düşer zelzele
Aşkullah kalbe gele
Zakir Allah dedikçe

Nur-i hidayet doğar
Emtarı-ı hikmet yağar
Hubbullah kalbe sığar
Derviş Allah dedikçe

Fevz-i Mevla yar olur
Zikrullah dildar olur
Tarik-i ağyar olur
Derviş Allah dedikçe

MİHR-i hidayet zahir
Nur-i hidayet bahir
Zikirde olur mahir
Derviş Allah dedikçe

Nasırı Allah olur
Keramullahı bulur
Darü-l emanda kalur
Derviş Allah dedikçe

Zakire mezkur imda
Edep olur gönül şad
Zikrullah eder irşad
Zakir Allah dedikçe

İner Hakkın rahmeti
Evliyalar himmeti
İki cihan devleti
Derviş Allah dedikçe

Zikreyle Hakkı dilde
Fırsat var iken elde
Hakkı bulu bu yolda
Arş-ı azam sallanır
Zakir Allah dedikçe
Levh u kalem allanır
Zakir Allah dedikçe

Zakiri nar mı yakar
Enhar-ı tevhid akar
Melekler Arştan bakar
Derviş Allah dedikçe

Arşa düşer velvele
Ferşe düşer zelzele
Aşkullah kalbe gele
Zakir Allah dedikçe

Nur-i hidayet doğar
Emtarı-ı hikmet yağar
Hubbullah kalbe sığar
Derviş Allah dedikçe

Fevz-i Mevla yar olur
Zikrullah dildar olur
Tarik-i ağyar olur
Derviş Allah dedikçe

MİHR-i hidayet zahir
Nur-i hidayet bahir
Zikirde olur mahir
Derviş Allah dedikçe

Nasırı Allah olur
Keramullahı bulur
Darü-l emanda kalur
Derviş Allah dedikçe

Zakire mezkur imda
Edep olur gönül şad
Zikrullah eder irşad
Zakir Allah dedikçe

İner Hakkın rahmeti
Evliyalar himmeti
İki cihan devleti
Derviş Allah dedikçe

Zikreyle Hakkı dilde
Fırsat var iken elde
Hakkı bulu bu yolda
Zakir Allah dedikçe

Lutfi’ye Hakdan kerem
Derdime buldum merhem
Feth ola bab-ı harem
Derviş Allah dedikçe

HECE MUHAMMET LUTFİ(ALVARLI EFE HZ. 1868-1956)
 
Aug 8 5:04 AM
 
Selamün aleyküm
Bismillahirrahmanirrahim
ALLAH'ım!
Bana dilimle değil, halimle vazetmeyi nasip eyle,

ALLAH'ım!
Bana bir insanın elinden tutmadan önce, kalbinden tutmanın sırlarını öğret,

ALLAH'ım!
Okuma, öğrenme, öğrendiklerimizi uygulama aşkımızı ,salgın ve saygın bir hastalığa dönüştür,

ALLAH'ım!
Dinimizi dünyanın mehri yapmaktan, acıkınca da inançlarımızı yemekten cümlemizi muhafaza eyle,

ALLAH'ım!
Beni, beni benim önüme engel olmaktan,
Beni, benim hayatımın kemirgeni olmaktan,
Beni, bana yalan söylemekten muhafaza eyle,

ALLAH'ım!
Bakışımızı ibret,
Sukutumuzu hikmet,
Konuşmamızı sanat ve marifete dönüştür,

ALLAH'ım!
Boşa bakanlardan,
Boşa susanlardan,
Boşa konuşanlardan eyleme,

ALLAH'ım!
Zenginlerimizi hamiyetsiz,
Fakirlerimizi gayretsiz,
Alimlerimizi amelsiz,
İdarecilerimizi adaletsiz bırakma,

ALLAH'ım!
İdarecilerimizin, feraset, merhamet ve basiretini,
Halkımızın da hürmet, hizmet ve hamiyetini artır

ALLAH'ım!
Semalarımızı bayraksız, bizleri hürriyetsiz, camilerimizi cemaatsız, cemaatimizi de ilim ve hikmetsiz bırakma,

ALLAH'ım!
Dahili ve harici düşmanlardan sana sığındığımız gibi; cehaletin,tembelliğin,zaman israfının şerrinden de sana sığınıyoruz, bizleri muhafaza eyle,

ALLAH'ım!
Önce Hak'tan, sonra haksızlıktan korkmayı nasip eyle,

ALLAH'ım!
Yetenek israfından,
Kapasite israfından,
Zaman israfından ve israfın her türlüsünden muhafaza eyle

ALLAH'ım!
Ertelemekten, üşenmekten, yılmaktan, vazgeçmekten, yarına bırakmaktan ve buna benzer hastalıkların şerrinden muhafaza eyle.
Bu hastalıklara karşı Alim, Hakim ve Şafi isimlerinden acilen şifalar ihsan eyle

ALLAH'ım!
Beynimizi, malumat ishali olmaktan,
Aklımızı, öfkenin esiri olmaktan,
Bedenimizi, şehvetin kölesi olmaktan,
Midemizi, depo haline gelmekten muhafaza eyle

yapılan dualarımızın kabulü temennisiyle...VESSELAM
Selamün aleykümm
 
Jul 31 7:33 AM
Damla says:
 
s.a. ey rabbimizin yolunda olan dost insan!
 
This item has been blocked and cannot be viewed. The user who posted this item has been blocked due to abuse of the hi5 Terms of Service.
 
 

Select Language