Applications
 

Title

body
 
hi5 Home
Meryem elif :: My Profile (809 views)
 

Birthday

July 21

Location

ist, Turkey

 

Friends

View all 201 friends

 
 

Find more friends using the email contact importer.

Comments

View All Entries

Leave a comment for Meryem elif

Nov 29 10:07 AM
 
SERVETLE ÖVÜNMEK
Harun Reşit ile Şakik-i Belhî Hazretleri sohbet ediyordu. Bir ara Hazret:
- Ey Halife! Farz et ki büyük bir çölde kaybolmuşsun. Susuzluktan ölmek üzeresin. O anda birisi gelip elindeki su dolu kırbayı sana satmak istese kaç para verirsin? diye sordu.
Halife gülerek:
- Ne kadar isterse veririm, dedi.
- Peki, o suya karşılık servetinin yarısını istese verir misin?
- Veririm.
Hazreti Şakik, "Doğru söyledin" dedi ve devam etti:
- Ey Halife! Diyelim ki servetinin yarısı ile o suyu alıp içtin ve bir müddet daha yaşama imkanı buldun. Fakat az sonra içtiğin suyu çıkarman gerekir. Ama buna muvaffak olamasan, bütün uğraşmalarına rağmen idrarını yapamasan ve adeta ölecek hale gelsen, o anda yine birisi karşına çıkıp: "Seni tedavi edebilirim, ancak servetinin öbür yarısını isterim" dese, ne dersin?
Halife hiç düşünmeden:
- Elbette razı olurum, dedi.
Bunun üzerine Şakik-i Belhî:
- Öyleyse Ey Emirü'l Mü'minin! Önce içtiğin, sonra da idrar yolu ile dışarı attığın bir yudum su kıymetinde bile olmayan servetine sakın güvenme! Hiç kimseye karşı mal, mülk ve servetinle övünme, buyurdu.

Evet, insan gelirken beraberinde olmayan, giderken de beraber götüremediği servetine güvenmemeli, yıkılabilir dünyada kazandığı gibi her an kaybedebileceğini de unutmamalı, servetin kendisini değiştirmesine fırsat vermemelidir. Bir deprem, nice mamureleri bir anda virane haline getirebilir
 
Nov 27 10:53 AM
 
Şüphesiz ‘NAMAZ’ dinimizin direği ve Rabbimizin huzurunda olduğumuz ‘an’, Peki Namazımızı Rabbimize layık bir şekilde mi eda ediyoruz? Yani huşû ile namazımızı kılabiliyormuyuz? Eğer bu soruların cevabı hayır ise yada Rabbimize layık daha da güzel bir NAMAZ kılmak için lütfen bu yazımızdaki maddeleri o ‘an’da uygulayın ve bundan önceki kıldığınız namazlar ile bu son namazınızı bir kıyaslayın.



Ama önce huşû kavramını ve ayetler ile nasıl Rabbimize layık bir namaz kılabiliriz onları dile getirelim. Huşû kelimesi; tevazu, alçak gönüllülük, Hakk’a boyun eğmek, korku ve sevgiden meydana gelen edebli bir hal anlamlarına gelmektedir.



Allah’ın (c.c) sonsuz güç ve kudret sahibi olduğunu bilen bir insan, O’nun her şeyden haberdar olduğunu bilir. Her nerede olursa olsun Rabbına karşı derinden saygı duyar. İşte huşu, bu derin anlayışın bir sonucudur.



Yüce RabbimizAllah, Kuran-ı Kerim’de namazın sadece şekilden ibaret olmadığı ve onun ruhunun kavranması gerektiği belirtilirken:

‘Onlar ki, namazlarında derin saygı içindedirler.’ (Mü’minûn Sûresi, 2) demiştir.



Yine Yüce ve Aziz olan Rabbimiz, bizlere namazın manevi boyutuna inmeyerek, yani O’nu görmüyormuş gibi namaz kılanlar, gösteriş ve desinler diye namaz kılanlar ile kıldığı namazı O’na layık olarak kılmaya çalışmayanlar için ‘Yazıklar olsun o namaz kılanlara ki, onlar namazlarını ciddiye almazlar.’ (Maûn Sûresi, 4-5) buyurmuşlardır.



Peki kıldığımız namazlarda nasıl huşû ile kılabiliriz? Bu sorunun cevabı tıpkı 5 vakit namaz gibi aşağıdaki 5 maddede saklı! Tabi bu 5 maddeyi uygulamadan hem maddi hemde manevi namazın tüm şartlarını yerine getirdiğinizi varsayıyorum.



1. Kuşkusuz kıldığımız namazlarda şeytan bize her türlü vesveseyi vermek için çalışır ve kıldığımız namazlarda hiç bir şekilde sevap kazanmadan ibadetimizi engellemeye çalışır. Bu nedenden dolayı namazdan önce:


Bu engeli kaldırmak için ihlas-felak-nas sürelerini anlamlarını düşünerek okumalıyız, hatta ayetel kürsi’yide okumakta fayda vardır. Çünkü bu 3 sure bizleri şeytandan koruyan surelerdir. Kişinin ihtiyacına göre 2 veya 3 defa okunmalıdır.





2.Allah’ın verdiği nimetler karşısında, kendi hata, kusur ve günahlarımızı hatırlamak. Bugüne kadar yapmış olduğumuz günahları düşünürsek hesap günü geldiğinde göreceğimiz muameleyi anlarız.




3. Ve en önemlisi Namaza başlamadan önce (yani tekbir almadan önce) ölümü hatırlayıp, son namazımız gibi kılmalıyız. Yani artık ölüm meleği Azrail(a.s) gelmiş arkamızda bizim son namazımızı kılmamızı beklediğini düşünün!!!




4.Allah’a onu gözlerin ile görüyormuşsun gibi ibadet et! Eğer bunu yapamıyorsan en azından şunu bilki O, seni görmektedir!


5. Elimizden geldiğince okuduğumuz surelerin anlamlarını bilerek kalpten okumak. En önemliside Fatiha Suresi’ni anlamını bilerek kalpten okumak!



Çünkü denilir ki:’Kalpten çıkan söz, kalbe girer ama dilden çıkan söz kulağı aşmaz.’





Şimdi gelin hadi bu 5 maddeyi uygulayarak namazımızı eda edin ve hiç böyle namaz kılmadığınızı görün...



Herşeyin en doğrusunu şüphesiz Allah bilir, Rabbim yar ve yardımcımız olsun!
 
Nov 22 10:17 AM
 
Efendim!


Biliyorum ki; huzurunuza durmak, Size hitap edebilmek, acziyetimizi arzetmek bile bir liyakat gerektirir Bu liyakate sahip olmadığımın idraki içindeyim Ama ne çare ki, başka bir melce de bulunmuyor
Değil mi ki, Siz ‘alemlere rahmet olarak gönderildiniz’,
Değil mi ki Siz,merhamet Peygamberisiniz,
Değil mi ki Siz, affediciliğinizle övülmüşsünüz
Size karşı yapılmış edepsizlik karşısındaki acziyetimizden, iki eli böğründe kalmışlığımızdan yine sizin şefaatınıza sığınarak ALLAH’tan af ve merhamet diliyoruz
Efendim!
Bugün yeryüzündeki milyarı aşan ümmetinizin evlatlarının yüreği kan ağlıyor Size karşı bir gurup soysuzun yaptığı çirkinliği içine sindiremiyor ve adeta kalbinden hançerlenmişçesine acı ile kıvranıyor
Müslümanlar bu soysuzları ve onların mensup oldukları ülkeleri protesto ediyor, ürünlerini boykot çağrıları yapıyor Saldırganları özür dilemeye davet ediyorlar Efendim!
Ben asıl bizim Sizden özür dilememiz gerektiğini biliyorum Soysuzların yaptığı densizlikten dolayı değil, bizim yapmaya devam edegeldiğimiz şuursuzluktan dolayı binlerce kez özür dileriz Ey Merhamet Peygamberi
Sana layık bir ümmet olamadığımızdan dolayı, Seni bırakıp beyinsizleri lider ve önder bellediğimizden dolayı, Senin aydınlık yolunu terkedip vahşi saldırganların yoluna baş koyduğumuzdan dolayı, Senin düşmanlarını dost ve müttefik kabul ettiğimizden dolayı, Seni Hak din ile gönderen ALLAH’tan değil, Amerika’dan korkmaya başladığımızdan dolayı,Senin yolundan yürümeyi meşakkatli görüp kolaycılığa kaçtığımızdan dolayı, Senin emrettiğin gibi dosdoğru olmayı bırakıp düşmanlarının hoşuna gidecek tavırlar sergilediğimizden dolayı, Senin izinde yürümeyi bir iktidar yürüyüşüne feda ettiğimizden dolayı, Senin emir ve yolunu az bir dünyalık için terkettiğimizden dolayı, Senin ümmetine mensup olma onurunu unutup bölük pörçük oluşumuzdan dolayı, Senin ümmetinin birliğini kurma hedefini çağdaş firavunlardan korkumuz nedeni ile çağdışı ilan edip Avrupa Birliği diye tutturduğumuzdan dolayı
Evet Ey Merhamet Peygamberi bütün bunlardan dolayı biz Senden özür dileriz Zira bu şuursuzluğumuz, bu dünyaperestliğimiz, bu iktidar şehveti bizim izzetimizi kaybetmemize ve soysuzların size hakaret etme cesareti göstermelerine neden oldu
Zira biz adam olmayı becerebilseydik, biz dik durabilseydik, biz bölünüp parçalanmasaydık, biz izzet ve şerefi Beyaz Saray’da kabul edilmekte aramasaydık, biz ‘vahyin ismetini kirletmeseydik’, biz emperyalistlere avuç açmak mecburiyetinde bırakılmasaydık, biz Ey ALLAH’ın Resulu mübarek yol arkadaşların olan Sahabenin milyonda biri kadar gerçekten Müslüman olabilseydik bu hadsizlik, bu soysuzluk asla olmaz ve hiç kimse Size dil uzatabilme densizliğini gösteremezdi
Efendim!
İşte bunlardan dolayı size dil uzatanlardan çok biz suçluyuz
Biz yeniden Müslüman olmak durumundayız
Biz; ‘Ey iman edenler, iman ediniz’ buyruğuna muhatap olduğumuzu yeniden idrak ediyoruz
Biz size dil uzatanları protesto ederken, asıl kendi ruhumuzda, yüreğimizde ve beynimizde farkında olmadan yer etmiş olan sünnetine aykırı her tutkuyu, sevgiyi, bağlılığı, isteği, arzuyu, beklentiyi protesto ediyoruz, edeceğiz
Kainattaki zerreler adedince salat ve selam Sana olsun Ey ALLAH’ın Resulu Yer, gök ve ikisinin arasındakiler şahit olsun ki, Senin tebliğ ettiğin yüce hakikat kıyamete kadar yaşayacak, Seni sevmenin ibadet olduğunu asla unutmayacağız
 
Nov 7 10:01 AM
 
ŞEYTAN KİMİN GÖZLERİNDEN ÖPER
Bugün ben bir soru soracağım sizlere. Bakalım cevabını rahatça verebilecek misiniz, yoksa başınızı öne eğip düşünecek misiniz?
Bence ikisi de güzel sonuçtur.
Başınızı öne eğip düşünseniz de güzel. Çünkü düşünmek kadar faydalı bir çalışma olamaz.
Cevabı hemen verseniz de güzel. O takdirde sorunun cevabına zihin yoracak kadar konuyla meşgul oluyorsunuz demektir ki bu da gerçekten güzeldir.

Evet, yazımıza başlık olarak aldığımız soruyu bir daha tekrar edelim isterseniz:
– Şeytan kimin gözlerinden öper?
Biliyorum diyeceksiniz ki:
– Şeytan birinin gözlerinden öperse o kimsenin işi kötü demektir. Çünkü şeytanın gözlerinden öptüğü kimse şeytanı memnun edecek hayat yaşıyor, işler yapıyor da ondan dolayı şeytan gözlerinden öpüyordur.

Yoksa şeytan hangi hayırlı işten memnun olur ki, tutsun da iyi hal ve hayat üzere olan birinin gözlerinden öpsün, takdir ve tebrikte bulunsun.

Evet, bu değerlendirme doğrudur.
Şeytan gerçekten de birinin gözlerinden öpüyorsa o kimse hayatını ve kendini iyi düşünmeli, yaşayışına şöyle bir çeki düzen vermelidir. Zira şeytanın gözlerinden öptüğü insana melek yaklaşmıyor, melek tebrik etmiyor, meleğin yaklaşacağı bir hayat yaşamıyor demektir.

Sözü daha fazla uzatmadan şeytanın gözlerinden öptüğü kimseye bakalım isterseniz.
Ama bunu ben söylemeyeyim.
Zira benim söylediğimin fazla inandırıcı ve bağlayıcı yanı olmayabilir.
Buyurun, Efendimiz (sas)in hadisinden inceleyelim konuyu.
Ne buyuruyor Efendimiz Hazretleri bakın:
– Kimin yaşı ilerlediği halde ameli gerilerse şeytan o kimsenin gözlerinden öper!
Evet, şeytanın gözlerinden öptüğü insan işte bu insandır.
– Yaşı ilerlediği halde ameli, ibadeti, iyi hali ilerlemeyen insan!
Şeytan bu kimseden öylesine memnun ve mutlu oluyor ki, eğilip gözlerinden öpme derecesinde yakınlık duyuyor, sen benimle arkadaşsın, yaşın ilerlediği halde amelin ilerlemiyor, gittikçe ibadetsiz, amelsiz hale geliyor, sanki benim gibi oluyorsun diye medihte bulunuyor.

Hadisin devamında şu ilave de vardır:
– Yaşı kırkı geçtiği halde hayrı şerrini geçmeyen, hâlâ hayrı az, şerri çok olan insanın da gözlerinden öper şeytan!

Demek ki insanın hayrı gittikçe çoğalmalı, şerri de azalmalı ki, hayatından kâr ediyor, ziyanından kurtuluyor sayılsın, gidiş iyiye doğru diye düşünülsün.
Yaşı kırkı geçen adamın hâlâ hayrı az; ama şerri devam ediyorsa Allah(c.c.) yardım eylesin o ilerleyen yaş sahibine. Hesabını vereceği bir hayatın sonuna doğru ilerlediği halde hazırlığında bir ilerleme olmuyor.
Çünkü her geçen gün hayırlı işleri çoğalacağına yerinde sayıyor, şerli işleri çoğalıyor, öbür tarafa kötü hazırlıklarla gidiyor demektir. Böylesine bir gidiş hayra alamet değildir.
Bundan dolayı Efendimiz Hazretleri hatırlatma yapıyor, yaş ilerledikçe amel gerilemesin, hayırlar azalmasın, şerler devam etmesin, buyuruyor.
Yani ilerleyen yaşla eşit şekilde amel de, iyilikler de ilerleyerek devam etsin, her geçen gün güzelliklerde çoğalmalar olsun. Böylece hayat hedefini bulsun, gayesine ersin.
Ne dersiniz, iğneyi başkasına çuvaldızı kendimize mi yöneltelim?
Şöyle bir nefs muhasebesi mi yapalım? Ne halde, ne durumdayız kendimizi bir gözden mi geçirelim?
Sakın şeytan bize de muhabbet duyuyor, bizim de gözlerimizden öpmeye niyetleniyor olmasın!
 
Nov 4 8:18 AM
 
NAMAZ BÖYLE KILINIR
Hâtem-i Zâhid (k s )hazretleri Âsım ibn-i Yûsuf hazretlerinin yanına geldiğinde
Âsım (kuddise sırruh) ona sordu:

-Ey Hâtem namaz kılmayı güzel becerebiliyor musun?

O da 'Evet'deyince, Âsım (k s ):

-Peki, nasıl kılıyorsun? diye sordu Hâtem-i Zâhid hazretleri başladı anlatmaya:

-Namaz vakti yaklaştığında abdestimi sünnet üzere tazeliyorum ve
namaz kılacağım yere dikiliyorum Tâ ki her uzvum yerleşiyor

Sonra Kâbe'yi iki kaşımın arasında, Makâm-ı ibrahimi göğsümün hizasında,
Allah Teâlâ'yı mekândan münezzeh (pâk ve uzak) olduğu halde başımda hâzır
ve kalbimdeki her şeyi bilir halde görüyorum

Sanki ayağım sırat köprüsünün üzerinde; cennet sağımda,
cehennem solumda, ölüm meleğini de arkamda hissediyorum
ve kılacağım namazın son namazım olduğunu düşünüyorum

Sonra ihsan ile (Mevlâ'yı görür gibi) iftitah tekbirini alıyorum,
tefekkürle okuyorum, tevâzû ile rükûa eğiliyorum,
tazarrû ile secdeye kapanıyorum

Sonra tamamıyla oturuyor, ümitle teşehhütte bulunuyor
ve sünnet üzere selâm veriyorum

Sonra da o namazı ihlâsa teslim ediyor, korkuyla ümit arasında
kalkıyorum ve bu hâl üzere sabra devam ediyorum

Bunu duyan Âsam hazretleri:

-Ey Hâtem!Senin namazın böylemi? diye sordu O da:

- Evet otuz senedir böyle namaz kılıyorum! deyince

Âsım hazretleri ağlayarak şunları söyledi:

-Ben daha bu zamana kadar hiç böyle bir namaz kılamadım
 
Nov 3 7:50 AM
 
Yolcu
Yaşamın anlamını kavramak için dünyayı dolaşmaya çıkan bir genç, gezdiği ülkelerden birinde ünlü bir bilgeyi ziyarete gitmişti.

Gezgin genç, bilgenin yaşadığı evde, tüm duvarların kitaplarla kaplı olduğunu gördü.

Fakat evi dikkatle gözden geçirdikten sonra , yerde bir kilim, duvar dibinde yatak olarak kullanılan bir sedir, ortada ise bir masa ve sandalyeden başka evde hiçbir eşyanın olmadığını gördü ve merakla sordu:

-"Neden hiç eşyanız yok?" dedi. "Koltuklarınız, kanepeleriniz, büfeleriniz.... Onlar nerede?"

Bilge, bu soruya karşılık olarak kendi bir soru sordu gezgin gence;

-"Senin de yalnızca, sırtında taşıdığın küçük bir çantan var, yavrum" dedi. "Peki, senin eşyaların nerede?"

Gezgin genç, kendini savunurcasına yanıtladı bu soruyu:

-"Ama görüyorsunuz.... Ben yolcuyum."

Ünlü bilge, hak verircesine güldü:

"Ben de öyle, yavrum" ..
 
 
 
 
Nov 2 10:05 AM
 
AŞERE-İ MÜBEŞŞERE'YE BENZEMEK
Hazreti Ali (kerremallahü vechehu) hurma bahçesinde akşama kadar çalışmış, akşam da devesinin üzerine bir çuval hurma yükleyerek evinin yolunu tutmuştu.
Devenin yuları yardımcısı Kamber'in elinde kendisi de önde gidiyordu. Medine'nin içine girdiklerinde yolun kenarından bir ses geldi. Yoksulun biri elini açmış sızlanıyordu:
- Ne olur Allah rızası için!... diyordu.
İşte bu sırada sesi duyan Hazreti Ali (ra) ile arkadan deveyi getiren Kamber arasında şu konuşma geçiyor. Hazreti İmam soruyor:
- Kamber ne istiyor bu yoksul?
- Hurma istiyor Efendim!
- Ver öyleyse!...
- Hurma çuvalda Efendim!
- Çuvalla ver öyle ise!...
- Çuval da devenin üzerinde!...
- Deveyle ver öyle ise!...
Emri yerine getiren Kamber der ki:
- Devenin ipi de benim elimde, demekten korktum. Çünkü beni de deveyle birlikte yoksula vermekte tereddüt etmeyebilirdi
 
Nov 1 10:27 AM
 
MRH MERYEM NASILSIN İYİSİNDİR İNŞALLAH
 
Oct 31 12:53 PM
 
___ HAYDİ, NAMAZ SEFERBERLİĞİNE ! ___

Hatırlayabildiğiniz kadar gerilere gidin ve şöyle bir hafızanızı yoklayın. Bugüne dek ne çok kampanya, boykot, seferberlik gördünüz. Çoğu kez dünyayla ilgili bir amacı olan bu toplu girişimlerin birçoğuna da katıldınız belki.
Sizi dünya ve ahiretinizi kurtaracak bir seferberliğe çağırıyoruz: Namaz kılmaya, kılıyorsanız dört elle sarılmaya, hiç kazaya bırakmıyorsanız bile huşuyu keşfetmeye ve namaz için çalışmaya var mısınız?
Rabbimizin Kur’an’da 70 kez emrederek en çok önem verdiği ibadet olan namaz, Peygamberimizin (s.a.v.) ifadesiyle, ahirette hesaba çekileceğimiz ilk amelimizdir.
Ne var ki, yüzde 99’u Müslüman olan ülkemizde beş vakit namaz kılanların oranı yüzde 25’tir. Bunların da ara sıra kazaya bırakmak, aceleye getirmek, gereken önemi vermemek gibi problemleri var.
Müslümanların yüzde 75’i niçin namaz kılmadıklarını açıklarken, birçok bahane ileri sürüyorlar. “Kılmasını bilmiyorum.”, “Benim kalbim temiz.”, “Yaşlanınca kılarım.”, “Çok yoğunum, zamanım yok.”, “İş yerinde veya okulda fırsat bulamıyorum.”, “Hastayım.”, “Yolcuyum.” gibi bahanelerle kendilerini kurtardıklarını sanıyorlar.
Oysa namazın önünde hiçbir engel olamaz. Dünya için yığınla bilgi öğrenen insanlar, elbette namaz kılmasını da öğrenebilirler. Kalbi temiz olmak ise, zaten güzel bir namaz kılmanın şartlarındandır. Yaşlanıncaya kadar hiç kimsenin garantisi olmadığı için genç ihtiyar herkes namaz kılmak zorunda. Her şeye zaman bulan insanların, namaza vakit bulamamasını anlamak güç. İsteyen herkes namaz için her türlü ortamda fırsat bulabilir. Hastalık ve yolculuk ise, namaza engel olmaz, sadece kolaylaştırılmasını sağlar.

Namazın en büyük engeli, onun ne muhteşem bir önem ve değer taşıdığını bilmemektir. Ne yazık ki, namazı gündeme getirecek ciddi bir faaliyet de yok ülkemizde. Namazın önemini anlatan film, tiyatro, roman, şiir, ilâhî, program neredeyse bulamazsınız.



Namazı anlamak ve yaşamak için sizi duyarlı olmaya çağırıyoruz.
Sizi her yerde ve her zaman katılabileceğiniz namaz seferberliğine davet ediyoruz.
Gelin, namazı her yerde, her zaman, herkese anlatmak için çalışın.
Namazın elinden tutun ki, o da kabirde ve sıratta sizin elinizden tutsun.

Namazı sevin ki, Allah ve Resulü (s.a.v.) de sizi sevsin.
 
Oct 30 9:38 PM
 
ALLAHA EMANETSİN MERYEM ELİF,,,HAYIRLI CUMALAR İNŞALLAH.......
 
Oct 29 12:08 PM
 
Sadece gözünün şükrüne yetti

Cebrail (a.s.), Peygamber Efendimizin (a.s.m.) yanına geldi ve şöyle dedi:
– Ya Muhammed! Seni hak olarak gönderen Allah’a yemin olsun ki, bizler şöyle bir olaya şahit olduk. Önceki ümmetler içinde bir kul vardı. Allahü Teala’ya bir adada beş yüz sene ibadet etti. Cenab-ı Hak, o adada onun için tatlı bir su çıkardı, bir de nar ağacı yarattı.

Ağaç her gece bir nar bitiriyordu; o da bu su ve nar ile gıdalanıyordu. Böylece ibadetine devam ediyordu. Bu kulun eceli yaklaşınca Allah’a ruhunu secde halinde alması için dua etti. Allah da duasını kabul buyurdu.

Bizler yeryüzüne inince ona uğruyorduk. Ruhu alındıktan sonra göğe yükseldiğimizde İlâhî ilimde bu kulun kıyametteki halini şöyle bulduk. O, Aziz ve Celil olan Allah’ın huzurunda durdurulur. Allah meleklerine:

– Kulumu rahmetimle cennete koyun, der. Adam:

– Ya Rabbi, beni amelimin karşılığı olarak cennetine koy, der.

Bu konuşma tam üç kez tekrarlanır. Bunun üzerine Ce­nab-ı Hak, meleklerine:

– Bu kuluma verdiğim nimetlerle yaptığı ibadetleri bir ölçün, diye emreder. Melekler ölçerler, kulun yaptığı beş yüz senelik ibadet ancak gözünün görme nimetine karşılık gelir. Vücudunun diğer azaları şükürsüz kalır. Bunun üzerine Allah, meleklerine:

– Verdiğim nimetlere karşı şükretmeyen bu kulu ateşe atın, diye emreder. Melekler kulu ateşe doğru sürüklerler. O zaman kul:

– Ya Rabbi! Beni rahmetinle cennetine koy, diye yalvarır. Allah da meleklerine:

– Onu geri getirin, emrini verir. Kul İlâhî huzura getirilir. Allah:

– Ey kulum, sen hiçbir şey değilken seni kim yarattı, diye sorar. Adam:

– Sen yarattın ya Rabbi, der.

– Bu senden mi kaynaklandı, yoksa benim rahmetimle mi oldu?

– Benden değil, senin rahmetinle oldu.

– Sana beş yüz sene ibadet etme kuvvetini kim verdi?

– Sen verdin ya Rabbi.

– Diğer bütün nimetleri kim verdi?

– Sen verdin ya Rabbi.

– Evet, bütün bunlar Benim rahmetimle olmuştur; nihayet bunu anladın, seni de rahmetimle cennetime koyuyorum. Ey meleklerim bunu rahmetimle cennete koyun. Ey kulum sen bundan önce güzel bir kuldun, buyurur ve onu cennetine koyar.

Sonra Cebrail Aleyhisselâm şöyle der:

– Ey Muhammed, gördüğün gibi her şey ancak Allah’ın rahmetiyle olmaktadır
 
Oct 26 9:31 AM
 
Reziller görevlerini yapıyorlar..
Peki ya bizler? Adı müslüman olan bizler..
Lafı gelince mangalda kül bırakmayan bizler, üzerimize sanki ölü toprağı
serpilmiş..
Bizler vazifemizi yapamasakta sen yine de üzülme


Ümitvar ol..
BACIM..
Unutma! tez geçer zulmün ezası. Sabretmeyi bileceksin tamam mı?
Çevirmez ahını ALLAH öksüzün Pek basittir, devrilmesi köksüzün Her kim
olsa haksızlığı haksızın Suratına çalacaksın tamam mı?



Yolunuz her zaman ALLAH yoludur! Bu öyle bir çileki, kökü şehid kanıdır!
Hak haklının en mukaddes malıdır. Vermezlerse alacaksın tamam mı?


Yalana hayır, bu gerçeğe evet Mücadeleden yılma, kalsanda tek fert
Birde ötesi var, buranın elbet, Nasıl olsa güleceksin... güleceksin...
Güleceksin tamam mı?
 
Oct 24 7:53 AM
 
Pişman olacağın, dizlerini dövecegin o gün gelmeden aklını başına al...
Anne karnındaki bebeğin ağzı vardır, gözü vardır, kulağı vardır, eli vardır, ayağı vardır. Bütün azaları tam tekmil verilmiştir.
Halbuki bunların hiçbirine ana rahminde lüzum yoktur. Orada çocuk, gıdasını göbeğinden annesine bağlı bir hortumla almaktadır.

Simdi bu çocuk:
- Ya Rabbi!, şu hortum bana yetmektedir. Peki şu ağıza, su göze, şu kulaga, şu ele, şu ayağa ne luzum var. Bunların tamamı hiç bir işe yaramamaktadır? dese...
Herhalde şöyle bir cevap alacaktır:
- Acele etme ey kul! Sen kısa bir müddet sonra öyle bir aleme gideceksin ki burada 'her şeyim' dedigin hortum, orada hiçbir şeye yaramayacak, kesilip atılacak. Lüzumsuz sandığın ağız, göz, kulak gibi şeylerde en luzumlu azaların durumuna gelecek
. çocuk bu gerçeklere akıl sır erdiremese ve bir inkarcı olarak dünyaya gelse, hakikaten ana rahminde herşeyi demek olan hortumun işe yaramadığını, onu doğurtan doktorun
onu kesip attığını; lüzumsuz sandığı ağız, göz gibi azalarının devreye girdiğini, onlarsız olunmayacagını anlasa utanır mı, utanmaz mı?
Ana rahminde kendisine söylenenlere inanmadığı icin dizlerini dovermi, dovmez mi?


Şu anda bizler de, tıpkı o bebek gibi bir ‘’ananın rahmindeyiz’’ 9 ay, 9 sene veya 90 sene sonra bir başka dünyaya doğacağız. O dünyanın adı da ahiret. Biz şu anda ‘’dunya anamıza maddi hortumlarla’’ bağlı durumdayız.
Eğer biz:
- İşte geçinip gidiyoruz. Ya Rabbi! Şu Namaza, Oruc’a, Hacc’a, Zekat’a, Din’e, İman’a İslam'a ve O’nu yaşamaya ne lüzum var?
dedigimiz takdirde.
Şöyle bir cevap alacağımız muhakkak değil mi?
- Ey kullarım! Kısa bir müddet sonra bu dünyadan ayrıalcaksınız. Öyle bir aleme götürüleceksiniz ki orada 'herşeyim' dediğiniz ‘’maddi hortumların’’ hiç biri işinize yaramayacak. Lüzumsuz sandığınız ve uygulamakta hatalara düştüğünüz Namaz, Zekat, Hac gibi ibadetler de en lüzumlu şeyler durumuna gelecek. Yeni dünyanızda insanlara arabasına, parasına, servetine ve suretine göre degil; imanına ve ibadetine göre değer verilecek.
Yani Şu an ki dünya hayatında dikkate almayıp, lüzümsuz gördüğünüz ve hayatınızda uygulamadığınız size emirlerim olan Namazınız, Zekatınız, Orucunuz, Haccınız, Hayır Hasenatınız, ahirette sizin icin her şey olacak. El olacak, ayak olacak, dil olacak, dudak olacak, berat olacak, sonu olmayan zenginlik ve saadet olacak kısaca Cennet olacak.
............
Rabb’imizin rahmetiyle buyurduğu bu gerçekleri kabul etmez inkarcı olursak ya da kabul ettiği takdirde tembellik eden bir kul olarak ahirete gider de bu gerçeklerle yüzleşirsek halimiz nice olur??
Hakikaten herşeyim dediğimiz ‘’dünya hortumlarımızın’’, yani arabamızın, apartmanımızın, paramızın, pulumuzun kulluk imtihanında birer araç olduğunu aslında diğer aleme sadece amellerin götürülebileceği gerçeğini unutmayalım..
Bu dünya da Kur’an ve Peygamber aracılığıyla bize bildirilenlerin hak ve hakikat olduğunu asıl önemli olanların dünyalıklar değil, hayırlı amellerimiz olduğunu ahirete gidince anlasak o anne karnında ağzı, burnu, kolu, gözü lüzumsuz gören çocuk durumuna düşmezmiyiz? Dizlerimizi dovmezmiyiz?
Keşke inansaydık!
Keşke namazımızı kılsaydık, orucumuzu tutsaydık, zekatımızı tam verseydik, ALLAH için yaşasaydık, eşsiz insan şanlı Peygamber Hz. Muhammed (s.a.v)'in yolunda yürüseydik demez miyiz?
 
Oct 23 3:13 PM
 
NAMAZ KILMANIN BEREKETİ

Içki içmek büyük günahtir,içki içen namaz kilmamali) deniyor.Bu yanlistir.Namaz ayri içki ayridir.Cok büyük günahlar islense de,namazi asla ihmal etmemelidir. Âlimlerimiz,(Namazin bereketiyle,diger günahlarin birakilmasi kolay olur) buyuruyorlar.
Salih bir zatin pazarcilik yapan komsusu,isten eve gelince çilingir sofrasini kurarak her gece gürültü yapar.Salih zat,komsusunun gürültüsünden rahatsiz oldugu için,baska bir eve tasinir,bir kaç gün sonra da bu komsunun vefat etmesi üzerine tekrar eski evine tasinir.
Bir gün kapi çalinir,kapiyi açip bakar ki boyu,gökyüzüne kadar uzanan bir adam.Ne istedigini sorunca,adam der ki:
— Kazmayi al benimle gel!
— Sen kimsin,beni nereye götüreceksin,bana ne yapacaksin?
— Sus,kazmayi al benimle gel!
Kazmayi alir beraber giderler,mezarliga gelirler.Bir mezari göstererek,burayi kaz der.Mübarek zat gösterilen mezari kazar,dur der,bir tugla çikarmasini söyler ve bir tugla çikartir,tuglayi çikardigin delikten mezarin içine bak der, bakar ki,komsusu Cennette ve üstelik tahtta oturuyor,tahti da var.
Mübarek zat sasirir,bu benim vefat eden komsum der.Bu nasil olur? Peki,ben nerede hata yaptim? der.
O zat da der ki:
— Vefat eden komsun her günahi islerdi; fakat namazini hiç birakmazdi ve namazin arkasindan da söyle dua ederdi:
Ya Rabbi biliyorum günahim çok; fakat Peygamber efendimizi, Ehl-i beytini,aralarindaki savaslar ne sebeple olursa olsun,Eshab-i Kirami ve onlarin yolunda olanlari seviyorum, onlarin hatirina günahlarimi affet,bana Cennetini ihsan et diye dua ederdi.Namazlarini ve bu duayi hiç birakmazdi.Bu hasleti onun kurtulmasina sebep oldu.
Ibadetlerin hepsini kendinde toplayan ve insani Allahü teâlâya en çok yaklastiran sey namazdir.Namaz kilmak, huzur-u ilahiye çikmak demektir.Namazda,Allahü teâlânin huzurunda oldugumuzu bilerek okumaliyiz.Namazi,ne oldugunu bilerek kilmaliyiz!
 
Oct 22 12:53 PM
 
Allahü ehad ver-resulü Ahmed


İbrahim Havvas hazretleri anlatır:
Bir sene hacca gitmeye niyet ettim. Bu niyetle yola çıktım. Maksadım Kâbe-i şerif tarafına gitmek olduğu halde, istemeyerek ters yöne gidiyordum. Allahü teâlânın iradesi beni batı tarafına çekiyordu. En sonunda İstanbul’a gitmeye karar verdim. Şehre girdim. Yüksek bir köşk gördüm. Kapı önünde bir kısım insanlar, bir araya toplanmışlardı. Yaklaştım ve (Niçin toplandınız?) diye sordum. (Rum Kayseri’nin kızı delirdi. Çare bulmak için doktorları toplandı) dediler.
Bunda bir hikmet olsa gerektir, dedim ve içeri girdim. Orada Kayser’in kızını parlak ay
gibi gördüm. Bana bakıp dedi ki:
- Hoş geldin, ey İbrahim Havvas!
- Beni nereden tanıyorsunuz?
- Canımı, Cânâna teslim etmek istedim ve Hak teâlâdan sevdiği bir kulunu yanımda bulundurmasını niyaz ettim. Rüyamda buyuruldu ki: “Yarın İbrahim Havvas sana gelecek!”
- Hastalığınız nedir?
- Bir gece dışarı çıkıp ibret nazarıyla gökyüzüne baktım. Kendimden geçtim. “Allahü ehad ver-resulü Ahmed” kelimesi dilime, manası kalbime geldi. Bu kelimeyi dilimden düşürmez oldum. Bu sebepten hâlime delilik alameti, bana da deli dediler. [Bu sözlerin manası, “Allah birdir ve Peygamberi Ahmed (yani Muhammed aleyhisselam)‘dır].
- Bizim diyara gelmek ister misin?
- Sizin diyarda ne var?
- Mekke, Medine ve Beytül-mukaddes (Mescid-i Aksa) oradadır.
- Sağ tarafına bak!
Baktım bir düzlükte Mekke, Medine ve Beytül-mukaddes karşımda duruyor gördüm. Az sonra dedi ki:
- Vakit yaklaştı. İstek ve arzu haddi aştı.
Kelime-i şehadet getirip ruhunu teslim etti.
 
Oct 22 5:35 AM
 
BANA SORAN OLDU MU?



“ Dünya bir imtihan salonudur. İnsan ise sınanmaktadır, diyorsunuz. ALLAH bana sormadan karar vermiş ve beni yaratmış. Belki de ben , var olmak istemeyecektim... Buna ne dersin ?”
“ Önce bir soru sormak istiyorum .. ALLAH’a inanıyor musun?”
“İnanmıyorum!”
“ Öyle ise bu soruyu sormaya hakkın yok.”
“Neden?”
“ Çünkü iman etmeyen bir kimse inanmadığı birinin kendisini dünyaya getirdiğine ve imtihan ettiğine de inanmaz , inanmamalı. Mantık bunu gerektirir. Aksi halde çelişkiye düşmüş olur. Sana doğrudan sual konusunu anlatmaya çalışmak abesle iştigaldir. Önce ALLAH’a iman meselesini konuşmamız gerekir. Kabul edersin veya etmezsin, bu sana kalmış.”
“ Ya, ALLAH’a ve onun beni imtihan için yarattığına inanıyor, ama yinede bu soruyu soruyorsam?...”
“ O zaman bu sorudan yaratıcının hükmüne razı olmamak gibi bir isyan manası çıkar.”
“ Evet, diyelim ki ben inananlardanım , ama yinede soruyorum. Bana niçin var olmak istiyor musun diye sorulmadı?”
“ Sana bu soru sorulamazdı, çünkü henüz sen yoktun. Olmayan birine soru sorulamaz. Yok olan var olamaz ki soru sorulabilsin. Yokluktakinin ne aklı vardır anlayacak, ne duyguları vardır hissedecek , ne de dili vardır söyleyecek.”
“ Soru sormak için yaratabilirdi...”
“ Evet, yaratabilirdi ve sen var olurdun. O zaman , yaratmış olduğu bir varlığa , “ Seni yaratmamı ister misin “diye sormanın hiçbir anlamı olmazdı. Zaten yaratmış ve sende var olmuşsun, niçin sorsun , bu aşamadan sonra sormanın ne anlamı olur.”
“Benim fikrimi almadan var etmesi haksızlık değil mi?”
“ Sen yoktun ki hakkın var olabilsin. Olmayan birinin hakkı da olamaz. Düşünsene sen ancak var olduktan sonra “ sen” oldun da “ benim hakkım diyebiliyorsun. Kaldı ki var olmak en büyük nimetlerdendir. Bunu niçin anlamak istemiyorsun’ Bütün iyilikler ve güzellikler varlıktan gelir. Bütün çirkinlikler ve kötülükler yokluktandır. Zenginlik varlıktır, fakirlik yokluk; malı olmayana fakir denir, olana değil. Sıhhat varlıktır, hastalık yokluk, yani sıhhatin yokluğu. Afiyet varlıktandır, musibet yokluktan, yani afiyetin yokluğundan. Bu örnekleri uzatmak mümkün...”
“ Bana imtihan sonunda cehenneme gideceğim söylenseydi, ben hemen o anda yok olmak isterdim...”
“ Sana cehenneme gideceğin söylenemezdi, çünkü bu durumda imtihanın anlamı kalmazdı. Sınıfta kalacağını kesin bilen bir öğrenci sınava bile girmek istemez. Nitekim şimdi de hiç kimse cennete mi , cehenneme mi gideceğini bilmiyor.
Seni dünyaya gelişine pişman eden ne. Sahip oldukların mı? Başına gelen belalar , musibetler ve hastalıklar mı. Bunların hepsi gelip geçicidir. Böyle olmasa bile dünya hayatı sayılı günlerden ibaret olduğu için , ondaki kötü hallerde geçip gidecektir. Hem de bu dünyada iyilikler asıl, kötülükler ve çirkinlikler ayrıntıdır. Niçin hep yok olanlara , sana gelen kötülüklere ve çirkinliklere bakıp duruyorsun, birde sahip olduğun güzelliklere bak. Varlık , hayat, insanlık gibi büyük nimetleri tattın. Gerçi sahip olmadığın güzellikler de var, bir de senin olanlara baksana!
Şunu da düşün ki, sana gelen ve hoşuna gitmeyen haller senin itirazınla yok olacak değiller. Bu isyanınla yok olacak bir tek şey var, oda senin imanındır. Yani sana ebedi saadet kapısını açacak olan anahtarın.
Seni isyana ve itiraza sevk eden sebeplerden biri de şu; Günahlara dalmışsın, bu dünyada ilahi emirlere tabi olmak istemiyorsun, nefsinin arzuları peşinde koşmak istiyorsun, ama cehennem azabından da korkuyor, onu her fırsatta hatırlıyor, acı çekiyorsun.
ALLAH ile savaşacağına nefsinle savaş, onu ıslah etmeye çalış. Tövbe kapısı her zaman açık, oradan girmeye ne mani var? Tövbe suyuyla yıkanda temizlerden ol, günahlarla zaten kirlenmişsin , birde isyana bulaşıp iyice kararma! Evet bu dünyaya isteyerek gelmedin , isteyerekte gitmeyeceksin. Getiren getirmiş götüren götürüyor. Gitmek istemeyince burada kalacak değilsin. Şu halde seni yaratanın iradesine tabi ol. İman et ve rahatla. Başka çıkış yolun yok , tek gerçek bu anlıyor musun?! “
 
Oct 22 3:36 AM
 
dünya madem fanidir

hem madem ömür kısadır
hem madem gayet luzumlu vazifeler çoktur
hem madem hayatı ebediye burada kazanılacaktır
hem madem dünya sahipsiz değil
hem madem şu misafirhanei dünyanın gayet HAKİM KERİM müdebbiri var
hem madem ne iyilik nede fenalık karşılıksız kalmayacak
hem madem zararsız yol zararlı yola tercih edilir
hem madem dünyevi dostlar ve rutbeler kabir kapısına kadardır

elbette en bahtiyar odirki
dünya için ahiretini unutmasın ahiretini dünyaya feda etmesin
hayatı ebediyesini hayatı dünyeviye için bozmasın
malayani (lüzumsuz) şeylerle ömrünü telef etmesin
kendini misafir kabul edip misafirhane sahibinin emirlerine göre hareket etsin
SELAMETLE KABİR KAPISINI AÇSIN
SAADETİ EBEDİYEYE (CENNETE) GİRSİN mektubat

allahu teala hepimizi bunları anlayıp idrak eden kullarından eylesin
AMİN

Select Language